Covid soruşturmasında, güvenin “hayata döndürmeme” kuralından bahsedildi.




    
    
    
    Covid Soruşturması: Güvenin Hayata Dönmeme Kuralı Üzerine Derinlemesine Analiz



Covid Soruşturmasında Güvenin “Hayata Dönmeme” Kuralı Üzerine Derinlemesine Analiz

Son günlerde Covid-19 soruşturmasında, sağlık sisteminin güven kaybı ve özellikle **DNACPR** (Do Not Attempt Cardiopulmonary Resuscitation) uygulamalarının **eleştirildiği** bilgilere ulaşılmıştır. Bu bağlamda, hastane yönetimlerinin, bazı durumlarda, **yaş** veya **engellilik** gibi kriterlere dayanarak hastaların yeniden hayata döndürülmesi için gerekli müdahaleleri gerçekleştirmeyebileceği iddiaları öne çıkmıştır. Bu durum, yalnızca sağlık hizmetleri açısından değil, aynı zamanda toplumsal güven algısı açısından da derin etkiler yaratmaktadır.

Covid-19 Sürecinde Hastanelerde Uygulanan DNACPR Politikaları

Söz konusu soruşturmada, en az bir NHS hizmetinin, **pandemi** döneminde genelleştirilmiş bir "do not resuscitate" talimatı uygulamaya koyduğu ifade edilmiştir. Bu, bireylerin **yaş** veya **engellilik** gibi sebeplerle bireysel değerlendirmeler yapılmaksızın, potansiyel hayati kurtarıcı CPR (cardiopulmonary resuscitation) müdahalelerinin dışlanması anlamına gelmektedir. **Prof. Jonathan Wyllie**, eski Resüsitasyon Konseyi Başkanı, bu metodun uygulandığına dair bilgi sahibi olduğunu, ancak bunun belgelenmiş bir kanıtını görmediğini belirtmiştir.

Kayıplarının ardından adalet arayan aileler, bu uygulamanın kendilerini “dehşete düşürdüğünü” açıklamışlar, ancak bunun kendileri için bir sürpriz olmadığını eklemişlerdir. Bu iddialar, Covid-19'un başlangıç dönemindeki sağlık sisteminin baskıları ve yetersizlikleri nedeniyle yaşanan zorlukları açıkça gözler önüne sermektedir.

DNACPR Uygulamalarının Yasal ve Etik Boyutları

**NHS** rehberliğine göre, bir DNACPR emri, hastayla ya da onların aile üyeleriyle yapılacak olan bir danışma sonrasında, **medikal notlara** eklenebilmektedir. Bu durum, hastanın kalp veya nefes almasının durması durumunda, sağlık çalışanlarının göğüs kompresyonları veya defibrilasyon uygulaması yapmamalarını sağlamaktadır. Yapılan araştırmalar, hastanelerde CPR uygulanan bireylerin yalnızca %15-20’sinin hayatta kaldığını, bu oranın hastane dışı ortamda ise %5-10’a düştüğünü göstermektedir.

Beraberinde, **NHS England**, belirli bir yaşın üzerindeki ya da belirli bir tıbbi durumu bulunan bireyler için, genelleştirilmiş DNACPR kurallarının geçersiz olduğunu ifade etmiştir. Pandemi süresince, bu uygulamanın sadece “uygun rızayla” gerçekleştirilebileceğini vurgulamak amacıyla NHS hizmetlerine birçok kez yazı gönderilmiştir. Bu durum, sistemin sunduğu hizmetlerin ve etik sorumlulukların sorgulanmasına neden olmuştur.

Öğrenme Engellilikleri ve Covid-19

Belli bazı gruplar, özellikle de öğrenme güçlüğü çeken bireyler ve onların aileleri, pandemi döneminde sağlık hizmetlerinin sağladığı koruma ve **destek** mekanizmalarının yetersizliğinden dolayı mağdur olduklarını belirtmiştir. **Mencap** gibi kuruluşlar, Covid-19 ile hastaneye yatış durumunda, öğrenme güçlüğü çeken bazı bireylere DNACPR uygulamaları hakkında bilgi verildiğini iddia etmişlerdir. Bu durum, hem hukuki hem de etik zeminlerde ciddi tartışmaları gündeme getirmiştir.

**NHS England**, pandeminin başından itibaren, belirli bir tıbbi durumu olan veya yaşlı bireylerin genelleştirilmiş DNACPR uygulamalarıyla karşı karşıya kalmasının hukuka aykırı olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Öte yandan, pandeminin başlangıcında uygulanan bu tür politikaların, sağlık sistemindeki stres düzeyi ve hizmetlerin yoğunluğu ile yakından ilişkili olduğu ifade edilmiştir.

Soruşturmanın Geleceği ve Belirsizlikler

Yeni elde edilen bulgular, çeşitli NHS hizmetlerinin baskı altındaki durumlarını gözler önüne sermekte ve bu tür uygulamaların sosyal güven algısını nasıl sarstığını açıklamaktadır. **Covid-19**'dan etkilenen ölümlerin ardından adalet arayışında olan aileler, yaşamlarını yitiren sevdiklerinin değil, sağlık sisteminin karar süreçlerinin mağduru olduklarını hissetmişlerdir. **Covid-19 Bereaved Families for Justice UK** gibi gruplar, uygulanan blanket politikaların bazı NHS hizmetlerinin pandemide aşırı yüklendiğinin **kanıtı** olduğunu savunmaktadır.

Soruşturma sırasında ifade veren Prof. Wyllie, NHS’teki ilgili sağlık kuruluşunun uygulamaları hakkında yeterli dokümanın olmadığını, fakat diğer ilgili kişilerden duydukları bilgiler doğrultusunda genel bir fikir sahibi olduklarını belirtmiştir. Resüsitasyon Konseyi’nin pek çok kez, blanket DNACPR uygulamalarının yanlış olduğunu ve bu tür uygulamaların yapılmaması gerektiğini belirten bir halk duyurusunda bulunduğunu eklemiştir. Bu durum, adeta sistemin içindeki eksiklikleri ve sağlık hizmetlerinin nasıl işleyiş gösterdiğini değerlendirmek adına önem arz etmektedir.

Kayıplarını yaşayan aileler için, Covid-19’un neden olduğu kayıpların ardından sona eren yanıt arayışları, bir yandan sistemin işleyişindeki eksiklikleri ortaya çıkarırken, diğer yandan soruların artmasına neden olmuştur. “Eğer bu uygulama bu kuruluşta yaşandıysa, benim sevdiklerimin bulunduğu kurulda da benzer uygulamalar var mıydı?” sorusuyla birlikte, sistemin güvenilirliği sorgulanmaktadır.

Sonuç ve Gelecek Perspektifi

Covid-19 sürecinde yaşanan ve halen devam eden bu tür uygulamalar, sağlık sistemindeki güven kaybını daha da derinleştirmiştir. Bu bağlamda, önümüzdeki dönem sağlık politikalarının nasıl şekilleneceği, bireylerin hakları ve sağlık hizmetlerinin sunulmasındaki etik boyutlar açısından önemli bir yere sahip olmaktadır. **Sağlık hizmetleri** sunumunda daha adil ve etik yaklaşımların benimsenmesi gerektiği gerçeği, soruşturmanın sonuçlarıyla daha da güçlenmektedir. Gelecek perspektifinde, bu tür durumların bir daha yaşanmaması adına gerekli önlemlerin bir an önce alınması ve sağlık sistemine olan güvenin yeniden inşa edilmesi gerekmektedir.


🔗 Orijinal Kaynak: https://www.bbc.com/news/articles/cd98vpxgp7ko

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Haberler
error: Content is protected !!